WORKPLACE 3.O.1

Konsept Projeler dergisinde kurucumuz Hakan Habif’in Workplace 3.0.1 başlıklı yazısıdır. Dergideki bölüme buradan ulaşabilirsiniz.

WORKPLACE 3.0.1

Geçmiş…

Değişen dünya düzeni ve hızla gelişen teknolojinin, birçok değişiklik ve gelişimi de beraberinde getirdiği görülüyor. Bu değişimlerin başında ise çalışma alanları ve koşulları sayılabilir. 1980’den 1990 yılları ortalarına kadar henüz küreselleşmenin ülkemizde etkisini göstermediği ve personel sayısı 100’ün üzerinde olan ofis sayısının, bir elin parmaklarını geçmeyecek kadar az olduğu söylenebilir. Bugünkü gibi her mahallede büyük hacimli plaza yapılaşması olmadığı gibi, ofis ihtiyaçları genellikle apartman daireleri devşirilerek ya da han tipi ofis binaları ile karşılanıyordu. Belirli bölgelerde ve nadiren olmak suretiyle ofis binaları ile karşılaşılıyordu. 1990 dönemi öncesi çıkan turizm teşvik kanunu ve eş zamanlı gelişen yapı teknikleri, İstanbul’da dikey olarak büyüyen bir yapılaşmayı tetikledi. Bu durum, yüksek ofis binalarının gelişimini, 1990 dönemi sonrası İstanbul’da tam anlamıyla yüksek ve karma bina yapılaşmasına zemin hazırladı. (Sakar, 2010).

Değişim…

Globalleşmenin etkili rüzgârları ülkemizde esmeye başlarken, birçok yerli şirket yabancı yatırımcılar tarafından satın alındı, şirketlerin hacmi ve sayısı büyürken, ülke ekonomisi de her yıl bu oranda büyüydü ve 2000’li yıllara geldiğimizde hızlı bir değişim süreci başladı. Büyüyen şirketler personel sayısı anlamında kalabalıklaştı ve apartman dairelerine sığmaz oldu. Bu durum, birçok yeni ofis binası yatırımlarını da beraberinde getirdi. Hızla artan ofis ve plaza yapılarında öncelikli dikkat çeken nokta, konumları oldu. Bu yapılar, Maslak ve Levent bölgesinden başlayarak İstanbul’un geneline yayıldı. Bu tip yapıların sağladığı ortak teknik altyapılar arasında otopark, güvenlik, otomasyon sistemi, kesintisiz güç kaynakları, bina yönetim hizmetleri göze çarpıyor. Bugün bu imkânlar ile düşük maliyet, yüksek konfor ve verimlilik sunulduğu için müstakil ve han tipi binalara oranla firma sahiplerinin, ofislerini kurmak istedikleri alanlar olarak ofis binaları öncelikli tercih sebebi olmuştur.

Bu hızlı değişim içinde, değişmeyen nadir unsurlardan biri; işveren ile mimar arasındaki iletişim. 1990’larda da işveren kendini çok iyi ifade ediyor, istek ve taleplerini net bir şekilde belirterek, mimarın kendi birikim ve tecrübesi ile bu istek ve ihtiyaçlar doğrultusunda fonksiyonel sonuçlar ortaya çıkıyordu.

Bu yıllarda ofis iç mekânında kullanılan ofis mobilyalarına bakıldığında, bina teknolojisindeki hızlı değişimin, endüstriyel ürünlerin tasarımı bazında biraz daha geride olduğu görülebilir. Kullanılan cihazlar ve dönemin elverdiği iletişim altyapısı, bugün gelinen nokta ile daha farklı durumda. Çalışma masaları üzerinde kullanılan cihazların büyüklüğü ve hantallığından dolayı, bugünkü çalışma masası boyutlarından daha büyük ebatlı masalar kullanılıyordu. Örnek olarak, o dönemler ofislerin olmazsa olmazı olan fakat şimdi ismi nadiren telaffuz edilen faks cihazı da aktif olarak kullanılıyor, masa boyutlarına eş olarak mekânsal yerleşim kurgusu da farklılık gösteriyordu.

Yaklaşım…

Ofis tasarım ve uygulama süreci aslında basit görünebilir, fakat hiç de göründüğü gibi değildir. Biz ofis tasarımını bir makineye benzetiriz. Makine kurgulanırken yapılan ufak bir hata, sonrasında iş gücü veya zaman kaybına neden olabilir. Dolayısıyla her şirketin kendine özgü olan fonksiyon şemasını projenin başında çok iyi anlamak ve sorgulamak gerekir. Departmanların birbiri ile ilişkileri, hiyerarşik beklentilerin demokratik ve kimseyi rahatsız etmeyecek şekilde kurgulanması, teknik altyapının eksiksiz ve şirket büyümesine uygun şekilde yönetilmesi önemle dikkat ettiğimiz konuların başında gelir.

Mimari ofis olarak, kurumsal firmaların ofislerini tasarlarken edindiğimiz deneyimlerle günümüz gelişmelerine açık ve sürekli yenilenen bir bakış açısıyla tasarlamış olduğumuz ofislerde, kendi bilgi birikimimizle yeni olana adapte oluyoruz. Tekdüze ve değişmezliğine inandığımız sabit bir düşünce sistemimiz yok, kendimizi sürekli geliştiriyoruz. Böylelikle kendimize ait tasarımın tüm sürecine yayılan bilgi birikimimize ek olarak, kurumun özelliklerine ve taleplerine ilişkin her sürece yeni bir kurguyla yola çıkıyoruz. Bu bağlamda bizim için her yeni proje, yeni bir öykü ve heyecan anlamına geliyor. Kurumsal firmaların farklılığı tasarım girdisi olarak değişkenleri oluşturduğu için deneyimlerimizi bu değişkenlerle beraber sürece dâhil edip harmanlıyoruz.

Kurum kültürü denildiğinde, ilk akla gelen temelinde insan ilişkisini baz alan o kuruma özgü davranışlar ve alışkanlıklar gelir. Bu kültür içinde birçok değerler mevcuttur ve mimar olarak bizler bunu çok iyi analiz etmek ve kendi içinde yorumlamak zorundayız. Kurum kültürü mimarı ve tasarımı etkilediği gibi mimar da, buna bağlı olarak kurum kültürünü de etkiler veya oluşumunda pay sahibi olur. Bu karşılıklı, interaktif olarak gelişen diyalogla ortaya çıkan projede ‘yeni’ olarak ortaya koymak istediğimiz ve benimsediğimiz duruma önayak olduğunu düşünüyoruz. Bu anlamdaki çaba, projelerde kendi mimari duruşumuza kurumun misyon, vizyon ve fonksiyon şemasını yeni bir yöne taşımak olarak görüyoruz ve işimizin en heyecan verici bölümünün de bu olduğunu düşünüyoruz.

Bu hususların yanı sıra, özellikle bazı sektörler farklı bakış açıları gerektiriyor. Bunların başında internet ve hizmet firmaları bulunuyor. Özellikle bu iki sektör, personelleri için üniversiteden sonra bir yüksek lisans kurumuna benzediğini görürüz. Personel profilinin ağırlıklı olarak 23-30 yaş aralığında olmasından kaynaklı, ihtiyaçlarda farklı değişiklikler ortaya çıkıyor. Bir finans kuruluşunun ofisi ile bir internet şirketinin ofisi arasında teknik anlamda bir fark olmasa da sosyal donatı alanlarında farklılıklar mevcut. Açık ofis plan kurgusu, firmanın kurumsal ve hiyerarşik yapısı uygun olduğu müddetçe tercih ettiğimiz bir kurgu. Açık ve bölümlendirilmemiş bir çalışma ortamının, esneklik ve çalışanlar arası iş birliğini artırmakla beraber sosyal alanlarla eklemlenmesi açısından uygun bir altyapı sağladığını düşünüyoruz.

Bu bağlamda, özellikle ortak alanlarının, çalışma motivasyonunu destekleyebilecek doğrultuda çeşitlenmesi ve farklı ele alınmasına yönelik ihtiyaç da diğer üzerinde durduğumuz bir konudur. Çalışma alanlarının iyileştirilmesi için motivasyon ve iş birliğini artırıcı sosyal alanların çalışma alanlarına adaptasyonunu, kurumsal kimliğin projeye iştirak ettiği doğrultuda önemli buluyoruz.

Verimlilik…

Ofislerde verimlilik için, olmazsa olmaz diyebileceklerimizden ilki, işverenin kendini iyi tanıyıp doğru ifade edebilmesi ve mimarın işvereni çok iyi analiz edip ihtiyaçlarını net şekilde anlamasından geçer. Aslında, üst paragraflarda kısaca üzerinden geçtiğimiz fonksiyon şeması ile ilgili, şema işveren tarafından ne kadar eksiksiz ve doğru ifade edilir ve aynı şekilde mimar tarafından ne kadar detaylı analiz edilip deneyimi ile harmanlanırsa ortaya çıkacak sonuç o kadar tatminkâr ve uzun ömürlü olur.
Mimar ve işveren arasındaki karşılıklı mutabık olma durumundan sonra muhakkak ki teknik altyapının uygun olarak projelendirilmesi gelir. Tüm mekanik ve elektrik alt yapı ofisin damarları olarak görülebilir. Bunlar tamamen teknik ve teknolojiye bağlı konular olduğu için tasarımcı açısından fazla yorum ve yönlendirme yapılabilecek konular değillerdir. Ancak bu konuda mutlak olarak denetlenmesi gereken en verimli kullanımı sağlayabilecek şekilde tasarlanıp uygulanması ve teknolojinin el verdiği ölçüde olabildiğince uzun ömürlü olmasıdır.
Çok basitçe şu şekilde örnekleyebiliriz; renk, malzeme ve doku gibi tercihler tamamen beğeniye dayalı, kurum ve kişiye göre değişkenlik gösterebilen ve her ne kadar hoş karşılanan bir durum olmasa da firmanın işletme süreci içinde değiştirilebilir öğelerdir. Fakat mekanik ve elektrik altyapısındaki bir eksiklik veya hata maalesef zor müdahale edilebilir olmakta ve çalışma verimliliğini direkt olarak etkilemektedir.

Belki biraz aykırı bir söylem olarak biz tasarımda zamansızlığa inanıyoruz. Farklı kültürlerden, farklı yaşlardan ve farklı eğitim seviyelerinden gelen insanların ortak çalıştıkları bir mekanda moda ve trend kelimesinden bahsetmek yerine, zamansız kelimesinden bahsetmeyi çok daha doğru buluyoruz. Tüm tasarımlarımızda moda renkler veya trend malzemeler yerine, ahşap, beton, taş, mermer gibi doğal ve zamansız, kendi içinde iddiasız ama bütün tasarım içinde son derece iddialı malzemeler ve renkler kullanmayı tercih ediyoruz. Kullandığımız malzemenin zamansızlığının yanında bu malzemelerin teknolojiye bağlı üretim biçimlerini de yakından takip ediyoruz. Tasarımını yapacağımız ofisin kurumsal beklentileriyle sürekli yenilenen üretim biçimlerini adapte ediyoruz ve işvereni seçim yapacağı farklı alternatiflere yönlendiriyoruz. Ofisin tasarımında sağlanması beklenen fiziksel çevre koşulları ve görsel olarak elde edilmek istenen nihai sonuç bu seçimlerde etkili olur. Böylelikle daha etkili bir tasarım ve uygulama sürecinden bahsedilebilir.

Özetlemek gerekirse verimlilik için olmazsa olmazlarımız; fonksiyon şemasının planlaması, teknik altyapının doğru planlaması, zamansız malzeme ve renklerin kullanımı.

Sanat ve Mimari…

Sanat ve mimarinin iç içe geçmiş olduğuna ve sanat eserlerinin mekân içinde kullanıldığında tek başlarına mimari elemanlar gibi davrandığına inanıyoruz. Tasarladığımız ofislerde, firma bütçelerine uygun şekilde olabildiğince sanat eserleri kullanıyoruz. Bunlar tablo, heykel, video art gibi eserler oluyor.
Son dönemlerde tecrübe ve deneyimimiz arttıkça her ofiste kendi tasarımımız olan ve heykel etkisi yaratması bilinciyle tasarlamış olduğumuz mimari birimler tasarlamaya gayret ediyoruz. Bu zaman zaman bir bölücü duvar, bazen bir merdiven, bazen de bir resepsiyon bankosu olup farklı mimari öğelerde canlanabiliyor. Bu konuda her projede kendimizi biraz daha geliştirmeye ve zorlamaya çalışıyoruz.

Örnekler…

Soundcloud gibi genç ve proaktif bir kuşağın kullandığı sitenin genel merkez ofisini, uygulanmış açık ofis örneği olarak başarılı buluyoruz. Personelin de buna eş olarak dinamik bir kadrodan oluşması ve firmanın bulut depolama sistemi üzerine bir firma olması tasarımda belirleyici unsur olarak görünüyor. Genel plan kurgusuna baktığımız zaman bizim de olabildiğince benimsemeye çalıştığımız toplantı alanı gibi daha izole edilmesi talep edilen alanlar ve ıslak hacim gibi servis alanları dışındaki alanlar serbest tasarlanmış. Bu durumla eşleşen ofis genelindeki yaratıcı alanların planda sınırları belirsiz kümeler olarak yer almasını, kurumsal kimliğin yansıtılmasında başarılı bir nokta olarak görüyoruz.

Resim 7. Kinzo Berlin Mimarlık Ofisi’nin Tasarladığı Soundcloud’un Berlin’deki Genel Merkez Ofisi.

Benzer açık kurguya sahip, disiplinlerarası yaklaşımı mimari olarak işlemesi açısından başarılı bulduğumuz bir diğer örnek ise Erginoğlu & Çalışlar’ın tasarımını gerçekleştirdiği Özyeğin Üniversitesi Kampüsü içinde bulunan Es-Lab. Bölümler arasındaki şeffaflığın; binanın strüktürel yapısının çıplak bırakılması ve mekânın tüm orijinalliği ile algılanabilirliği açısından önemli ve sosyal alanların birbiriyle ilişkisini bütünler bir yapıda olduğunu görüyoruz. İşlevsel olarak hedeflenen akademik ve profesyonel dünyanın kesiştiği bir mekân olmasıyla, bahsedilen şeffaflığı fiziksel olarak işlemesi açısından planlanan kurguya sadık bir proje olarak görüyoruz.

Resim 8. Erginoğlu & Çalışlar Mimari Ofisi’nin Tasarlamış Olduğu Es-Lab.

Gelecek…

Teknolojinin hızlı gelişimi sayesinde ofis içinde kullanılan cihazların her geçen gün daha çok küçülerek az yer kaplaması, iletişimin hız sınırlarını zorlaması ve elimizde bulunan akıllı cihazlar sayesinde 7/24 ulaşılabilir ve iletişim halinde olmamız, önümüzdeki senelerde çok daha hızlı değişimler olacağının göstergesi. Bu anlamda ofisi kullanan kullanıcı için tasarlanan çalışma alanları yerine, kullanıcıya göre özelleşebilen ve adapte edilebilen sistemlerin geliştirilebilirliğinden söz edilebilir. Gelecekte ofis alanları ile ilgili düşündüğümüz öngörü, dijital ve fiziksel ara yüzlerin birlikte çalışmasıyla ofis içindeki özel, açık ve ortak alanlar arasındaki sınırın daha da belirsiz olacağı yönündedir.

19. yy.’da ofislerin konutlardan fonksiyon olarak ayrıldığı noktada iletişim araçlarının bulunduğumuz yüzyıldaki gelişmişliği, bu duruma tersinir olarak evden çalışma (Home- Office) kavramını yeniden gündeme getirdi. Bireysel kullanıcı tarafından özgür, özelleştirilebilir ve mobil bir alan olarak bu durum avantajlı görünse de kurumsal firma bazında fiziksel ortamda birlikte çalışmanın ve bu ortam içinde eriyik olarak sosyal bir iletişim halinde bulunulmasının, kurguladığımız makine sisteminin elzem bir parçası olduğunu düşünüyoruz.

KAYNAKLAR

Sakar, M. (2010). Ofis Kullanıcıları Memnuniyet ve Beklentilerinin ,Tespit Edilmesi: İstanbul Ofis
Piyasası. (Doktora tezi). İstanbul Teknik Üniversitesi, Fen Bilimleri Enstitüsü, İstanbul.

https://michigan.it.umich.edu/news/2017/05/08/weather-underground/

A History of Office Furniture Design

https://www.archdaily.com/522788/new-soundcloud-headquarter-kinzo-berlin

http://www.ecarch.com/works/ozyegin-university-es-lab/

Share:

More Posts